Eğitim Bir tek ak sayfaya sığar ömrümüz… Avukatlar insanlara söz söylemeye geldiler… Avukatlar söz söylediklerinde ne bir endişe ne korku duyarlar. Avukatlar gelecektir. Binlerce ama tek yürektir, kendi türküleri vardır. Hep birlikte söylerler! Hakan Kaplan 6 Nisan 2026 Avukatlar memleketimizin kara bahtlı insanlarıdır. Söylenecek sözleri vardır. Hukuk devletinin savunulmadığı zaman ve mekanlarda insan hakları yoktur. Devletler otoritelerini sürdürmek amacıyla ceza kanunlarına sığınır, yargıyı kullanırlar. Devlete karşı suçları çoğaltırlar. Yargı, demokrasi ve hukuk; kendi düzenlerine hizmet etsin isterler. Ceza kanunlarının siyasal iktidar yanlısı yazıcıları ile kanun yapıcıları ; hukuk devletine uygun olduğunu iddia ederek yaptıkları “kanun” değişikliklerinin alkışlanmasını isterler. Cezaevi inşaatları armasından anlaşıldı ve cezaevleri sürekli kanayan yara oldu. Bir adım daha attılar ve artık cezaevlerinde “duruşma salonları” kuruyorlar! Çok yakında adliyeleri cezaevlerinde kurarlarsa şaşırmayın. Mutlaka bir ceza davasının sanığı olmak veya yargılanmak şart değildir. Bir ceza davası bile insanları etkiler. Önce insanları sonra toplumu sarstılar. Sarsılmışlara düşman gözüyle baktılar. Adil bir toplum ve özgürlükler için sürekli mücadele şarttır. Parlamento dışı muhalefetin gücünü ortaya çıkartmaktır asıl mesele… Haksızlığa karşı öfkelenmenin, adalet ve hakkaniyet adına sorgulamanın bir anlamı vardır. İnsanlar ceza davalarında düşmanlığı körükleyenlerin dinleyicisi ve muhatabı olmaktan çok yorgun düştüler. Cezalandırmakla tehdit eden ve kendi yurttaşlarına tuzak kuranlara karşı gözyaşlarına karışmış şikayetlerinden vazgeçmediler ve yargıya güvenlerini silip attılar. Mücadeleyi sürekli kılan bir yaşam; özgürlük ve insan hakları mücadelesidir. Sarsılmışların dayanışması mümkündür. Ülkenin siyasi otoritesinin meşruluğunu sorgulayan muhalifler (dissident) otoritenin çizdiği sınırlar içinde kalarak hukuk, özgürlük, adil bir toplum ve adalet yerine; sınırlandırmaların dışında muhalefet yaratan, insan haklarını koruyan ve sorgulayanlar olmalıyız.1 Avukatlar yaşamın, mücadelenin ve çağının tanığıdır. Avukatlar insanlara söz söylemeye geldiler… Avukatlar söz söylediklerinde ne bir endişe ne korku duyarlar. Avukatlar gelecektir. Binlerce ama tek yürektir, kendi türküleri vardır. Hep birlikte söylerler! Bazen kendi seslerini duymazlar…Hayat onlar için insan hakları mücadelesidir. Haklarını ve adalet talep eden halkın sesidirler. Adalet arayışını insan hakkı mücadelesi olarak görürler. Bazen ölümün kıyısından seslenirler. “F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevleri” sorununa 5 Nisan 2006 tarihinde ölüm orucuna yatan İstanbul Barosuna kayıtlı avukat Behiç Aşçı kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışmıştı. Cezaevlerinde “yalnızlaştırılan” ya da “izole” edilerek yok edilmeye çalışılan tutuklu ve hükümlülerin “insan olduğunu” ve hakları bulunduğunu “ölmeye yatarak” anlatmak isteyen avukat; bu “savunma” yoluyla mücadeleyi sürdürdüğüne inanıyordu. Ölümün kıyısından seslenmişti… Güncel Hukuk Dergisi’nin Kasım 2006 sayısında yayınlanan “Kendi sesimi duyamıyorum” başlıklı söyleşide Behiç Aşçı sesini herkese duymuştu. “Ben hemen ölüm orucu kararı almadım zaten, altı yıl bekledim. Bugüne kadar avukat olarak bütün yolları denedim, uğraştım, koşturdum. Sonuçta bir çözüm yolu göremediğim için ölüm orucuna karar verdim. (…) Bizim hedefimiz illa ölüm orucu yapmak değil, tecridi ortadan kaldırmak. (…) Bir amacı bir hedefi var; bir zemin yaratma hedefi. Nedir bu zemin; tecrit konusunda insanların dikkatini çekmek, ona karşı mücadele etmek için harekete geçirmek ve sorunun çözümü konusunda siyasi iktidara adım attırmak.” Avukat Behiç Aşçı, hükümlü ve cezaevinde…Yaşayarak mücadelesini sürdürüyor. &#