Depremin ikinci ayı: Barınma, sağlık ve güvenlik başlıklarında hangi sorunlara dikkat çekiliyor?

Asya Robins

6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerin ikinci ayında resmi verilerle hayatını kaybedenlerin sayısı 50 bin 399’a yükseldi. Yaklaşık 2 milyon kişi bölgeden farklı illere göç etti, kalan yüz binlerce kişi ise geçici barınma tesislerinde hayatlarını sürdürmeye çalışıyor.

Sağlık, geçici barınma koşulları, enkaz kaldırma işlemleri, inşaat çalışmaları ve eğitim başlıkları altında bölgedeki son durumu inceledik.

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın Türkiye Deprem Kurtarma ve Yeniden Yapılandırma Değerlendirmesi raporuna göre 3,3 milyon kişi deprem bölgesinden ayrıldı.

Yaklaşık 2 milyon kişi bölgede kurulan çadır ve konteyner kentlerde barınıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın deprem bölgesini bir yıl içinde yeniden inşa etme taahhüdünün ardından enkaz kaldırma ile “ihya ve inşa” süreçleri de hızla sürüyor.

Süreci takip eden uzmanlar, önceliğin insanların sağlığının ve güvenliğinin korunması olduğunu söylüyor.

Verilerle depremin ikinci ayı

  • Can kaybı 50 bin 399
  • Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Daire Başkanı Vedat Mercan: Henüz kimliklendirilemeyen kişi sayısı 1297
  • Aile ve Sağlık Bakanlığı: Kimliği tespit edilmeyen çocuk sayısı 23
  • İçişleri Bakanı Süleyman Soylu: 26 bin yıkılmış ve acil yıkılacak binanın 10 bininin enkaz kaldırma ve acil yıkım işlemleri tamamlandı
  • Bölgede 250 bin çadır ve 50 bin konteyner kuruldu

Geçici barınma koşulları ve sağlık durumu

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 5 Nisan’da yaptığı açıklamada deprem bölgesinde 250 bin çadırın ve 50 bin konteynerin kurulduğunu söyledi.

Soylu, kırsal bölgelerde konteyner kurulumunun 10-15 gün içinde başlayacağını ve Türkiye’ye Çin’den 65 bin “katlanılabilir konteyner” gönderildiğini belirtti.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) dün ikinci ay değerlendirme raporunu yayımladı.

Özellikle deprem bölgesindeki geçici yerleşim alanlarının incelendiği raporda çocuklar, kadınlar, yaşlılar, mülteciler, LGBT bireyler ve ruhsal hastalığı olanlar gibi bazı grupların güvenli ve sağlıklı barınma hakkının önceliklendirilme ihtiyacı yeniden vurgulanıyor.

Ancak çalışmaya göre geçici yerleşim alanlarında hala zemin, ısınma ve sağlıklı suya erişim sorunlarının yanı sıra “mahremiyet, güvenlik ve sanitasyon” gibi temel ihtiyaçlar karşılanmıyor.

Öte yandan birçok kişinin hala çadır beklediği, bazı kişilerin çadır kentlere alınmadığı için seralarda veya evlerinin önünde barakalarda kaldığı ve bu kişilerin var olan çadır kentlerde tuvalet, banyo ve gıda gibi hizmetlere erişemediği söyleniyor.

Çadır kentlerde yangın tehlikesinin devam ettiğine dikkat çekilen raporda çıkan bazı yangınlarda can kaybı yaşandığı söyleniyor.


Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde yapımı devam eden 504 konuttan oluşan geçici afet konutlarının havadan görünümü

 

Kadın sağlığı ve salgın hastalıklar

TTB yetkilileri, geçici yerleşim alanlarında kalan kadınların güvenliğinin sağlanamadığını, şiddet ve taciz vakaları yaşandığını ve sağlık durumundaki eksikliklere dikkat çekiyor.

BBC Türkçe‘ye konuşan TTB Merkez Konseyi Üyesi Dr. Onur Naci Karahancı, afet durumlarında doğum oranlarında artış yaşandığını ve deprem bölgesinde hala buna karşı gerekli korunma mekanizmalarının, korunaklı alanların ve medikal desteğin sağlanmadığını söylüyor.

Karahancı, “Kadınlar için ayrıca doğum kontrol hapları ve prezervatif gibi kendilerini koruyabilecekleri yöntemler gerekli ancak bunlar Sağlık Bakanlığı tarafından desteklenmiyor. Biz devamlı bunları bulup kadın sağlık birimlerine iletme çabasındayız” diyor.

Salgın tehlikesini de yeniden vurgulayan Karahancı, çoklu yaşam alanlarında korunaklı bölgelerin yaratılması gerektiğini söylüyor.

“Biz uyuzla yeni yeni baş edebiliyoruz, bunun nedeni de Sağlık Bakanlığı’nın bu yönde bir politikası olmaması. Bizim köy köy gönüllülerle gezip ilaç dağıtmamız, alınacak önlemleri anlatmamızla oldu bu” diyen Karahancı şöyle devam ediyor:

“Sahada bütüncül bir aşılama programı da uygulanmıyor. Mülteci olup olmadığına bakılmaksızın tüm çocukların hızlı bir takip mekanizmasına alınıp aşılanmaları gerekir.”

TTB Şubat ayında deprem bölgesindeki sağlık çalışanlarının temel ihtiyaçlarının karşılanmadığını ve hak ihlallerinin olduğuna yönelik endişelerini dile getirmişti.

Karahancı bu sorunların devam ettiğini söylüyor:

“Sağlık çalışanlarının kalacak yeri yok. Defne Hastanesi’nde 10 sağlık emekçisi bir konteynerde kalıyor, normalde bu konteynerlerin kapasitesi 4-6 kişidir. Yemekleri, temizlikleri düşünülmüyor. Sağlık dağıtmak için çalışanlar sağlıksız ve tükenmiş bir şekilde evlerine dönüyor.”

Önümüzdeki yaz aylarında sıcak havaların gelmesiyle çadır ve konteynerlerin kullanılamayacağını söyleyen Karahancı, bölgede kalıcı, korunaklı ve aile yapılarına uygun alanların oluşturulması gerektiğini ifade ediyor.

Molozlar nereye atılıyor?

Depremlerde yıkılan binlerce binanın enkaz kaldırma çalışmaları sürüyor.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun son açıklamasına göre deprem bölgesinde 26 bin yıkılmış ve acil yıkılacak binanın 10 bininin enkaz kaldırma ve acil yıkım işlemleri tamamlandı.

Moloz yığınları ve çöpün nerelere döküldüğü ve toplum sağlığına, yaban hayatın ve doğal çevrenin korunmasına yönelik alınan tedbirler konusunda hala çeşitli anlaşmazlıklar yaşanıyor.

Uzmanlar molozların sulu yöntemlerle toplanmasının ve depolanacak yerlerin çok iyi seçilmesinin önemine dikkat çekiyor, cansız beden olasılığına karşı çok dikkatli olunması gerektiğini söylüyor.

77 ekoloji örgütünün bileşeni olduğu İklim Adaleti Koalisyonu (İAK) enkazların Hatay’da Altınözü ilçesinde zeytinliklerin olduğu alana ve Samandağ’da ise çadır kentin karşısına, deniz kenarına döküldüğünü duyurdu.

‘Çalıştırdıkları işçiler tehlike altında’

Öte yandan binaların yıkılmasıyla ortaya çıkan ve enkaz kaldırma işlemleri sırasında yoğunlaşan asbest gibi zararlı maddelerin yarattığı sağlık tehdidinin devam ettiği aktarılıyor.

TTB üyesi Karahancı, deprem bölgesinde çalıştırılan tüm işçilerin çok büyük tehlike altında olduğunu söylüyor:

“Eski yapıların çoğundaki altyapıda asbest toz kullanılmış olma riskini unutmamak lazım. Asbest, çok küçük molekül yapısı nedeniyle rüzgarla çok hızlı ilerleyebiliyor ve akciğerlerde ileri dönemde ciddi ve kalıcı hasar yaratabiliyor.”

Bölgede çalışanlara korunaklı maskeler verilmesi gerektiğini söyleyen Karahancı, “Sulu çalışma yapılmalı, belli saatlerin üzerinde çalışma yapılmamalı, işçiler dönüşümlü çalıştırılmalı. Bu insanları koruma sorumluluğu iktidarda” diyor.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bu haberin yayımlanma zamanına kadar bu konudaki sorularımızı yanıtlamadı.

Başlayan inşaat çalışmaları ne durumda?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, deprem bölgesinde bir yıl içinde yaşam alanlarının yeniden inşa edileceğini söyledi.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, 7 Mart’ta yaptığı açıklamada, Gaziantep, Adıyaman, Kilis, Hatay, Kahramanmaraş, Şanlıurfa, Malatya, Adana ve Osmaniye’de ihale sürecinin tamamlandığını ve 21 bin 62 konutun yapımına başlandığını açıklamıştı.

İçişleri Bakanı Soylu daha sonra yeni yapılacak konutların yer seçiminin tamamlandığını ve temellerin atıldığını söyledi.

Soylu, AFAD’ın kırsaldaki konutların yer seçimini de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bildirildiğini belirtti.

Bölgedeki inşaat süreci Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) koordinasyonunda yürütülüyor.

Alandaki inşaat faaliyetlerine ilişkin güncel bilgi almanın şu aşamada güç olduğunu belirten TMMOB Şehir Plancıları Odası (ŞPO), depremin ardından 126 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle yalnızca zemin etüdü, jeolojik etüt ve vaziyet planı ile inşaatların yapılmasının önünün açıldığını söylüyor.

ŞPO, bunun üzerine “Deprem yaşanan illerde şehir ve bölge planlama meslek alanının yok sayıldığı” gerekçesiyle imza kampanyası başlattı.

Kapsamlı herhangi bir analiz veya çalışmaya dayanmadan yeni yerleşim alanları için yer seçimleri yapıldığını ve on yıllar boyunca insanları etkileyecek kararların alelacele alındığını öne süren ŞPO, “Planlamayı reddeden, bilimsel gerekliliklerden yoksun ilerleyen bu sürece itiraz ediyoruz” diyor.

Bir TV yayınına katılan ŞPO Yönetim Kurulu Üyesi Zafer Mutluer, “Kentler komplikedir, kentin bütün ihtiyaçlarıyla birlikte planlama yapılması lazım. Ayrıca deprem bölgelerinde farklı alanların farklı özellikleri var. Örneğin Antakya’nın tarihi, kültürel bir yanı da var. Derinleşmiş bilimsel çalışmalarla planlama yapılmalı” diye konuştu.


ŞPO, “Bir yılda belli sayıda bina inşa edilebileceğini ancak bir yılda kent inşa edilemeyeceğini” söylüyor

 

Eğitimde son durum nedir?

Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer 2 Nisan’da yaptığı açıklamada 27 Mart itibarıyla 81 ilde ikinci dönem eğitimin normal seyrinde devam etmeye başladığını söyledi.

Özer, depremden etkilenen illerde öncelikle 1 Mart’ta Kilis, Şanlıurfa ve Diyarbakır’da, sonra 13 Mart’ta Osmaniye, Gaziantep ve Adana’da ardından 27 Mart’ta Adıyaman, Kahramanmaraş, Malatya ve Hatay’da belirli ilçelerde hayatın akışının normal olduğu ve binaların sağlam olduğu yerlerde eğitimin devam ettiğini paylaştı.

Özer, “LGS ve YKS sınavına girecek olan öğrencilerimizin sınava hazırlanmalarıyla ilgili çadırlarla, konteynerlerle, prefabrik okullarla, gerekirse sağlam binalarda her türlü desteği vermeye devam ediyoruz” diye konuştu.

Deprem sebebiyle üniversitelerde Nisan ayına kadar uzaktan eğitime geçilmesine karar veren Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ise Nisan itibarıyla yüz yüze eğitimi de kapsayan “hibrit” seçeneğinin değerlendirildiğini açıklamıştı.

YÖK Başkanı Erol Özvar 5 Nisan’da deprem bölgesindeki rektörlerle buluştu.

YÖK tarafından yapılan açıklamada, Kilis, Adana, Diyarbakır ve Gaziantep illerinde devam şartı aranmaksızın sınıflarda yüz yüze eğitim imkanlarının değerlendirildiği belirtildi.

Malatya, Kahramanmaraş ve Osmaniye’de öğretim elemanlarının barınma sorunlarının çözümüne yönelik çalışmalar ele alınarak, üniversitelerin Mayıs ayı başında yapılacak durum değerlendirmesine göre, başta tıp ve sağlık programları olmak üzere uygulamalı eğitim gerektiren programlarda yüz yüze eğitime geçebilmesi için yürütülen faaliyetler görüşüldü.

Adıyaman ve Hatay’daki üniversitelerde ise hem öğretim elemanları hem de öğrenciler için barınma sorununun devam edebileceği, bu nedenle hali hazırda uygulanmakta olan uzaktan öğretimin sürdürülmesinin uygun olacağına karar verildi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir